Güncel ve Sosyal Bilim Makaleleri

Emperyalizme Uşak Lazım...

Kişisel Web sayfası

22.10.16

Emperyalizme Uşak Lazım... Sömürgen ülkelerin "sömürü" düzeni için ortak ilkelerde birleşirler. Kazan-kazan ilkesi önde olur. Bunun için de kontrol edecekleri toplumları bir bütün olarak alırlar ve onları yönetecek kuklalar yetiştirirler. Çünkü sömürgenler, bir toplumu topyekûn bireysel düzeyde yönetmezler. Bunun kolay ve kestirme yolu halkı yöneten kukla yöneticileri yetiştirip iş başına getirmek ve onları yönetmek... Bu iş için halkın söz sahibi olmadığı sistemleri desteklerler. Örneğin padişahlık, halifelik, diktatörlük gibi... Bu sistemlerin başında olan padişahları, halifeleri, kralları, diktatörleri yönetmek, istedikleri işleri yaptırmak sıradan bir iş gibidir. Bu nedenle her dönemde onları desteklerler... Sistemin adı ne olursa olsun, sömürgen devletler kendi çıkarına bakar. Emperyal güçler bir toplumu kontrol edemediği için toplumun başındakileri kontrol etmeyi öncelik sayar. Bunların adı ister sultan, ister padişah, ister kral, ister diktatör ya da halife olsun hiç fark etmez. Sonuçta kontrol edilecek olan bir kişi ve dar bir çevre... Bu nedenle "ulusal egemenliğe", "milli iradeye", "cumhuriyete" karşıdırlar. Emperyalizm her zaman kendi kuklası durumunda padişahları / halifeleri ister. Nitekim bugün bile emperyalizmin güdümündeki İslam dünyasında kukla diktatörler vardır. *** Hatırlayalım; Kurtuluş Savaşı sırasında, "İngiliz Teali Cemiyeti" mensupları, başta İskilipli Atıf Hoca olmak üzere İngiliz menfaatleri doğrultusunda propaganda yapmışlardır. Dağıttıkları bildiriler ile "..gelen Yunan ordusunun padişahı / halifeyi korumak amacıyla geldiğini, onlara karşı çıkılmaması gerektiğini" anlatmışlardı. Hiç aklımıza geldi mi ki, emperyal güçler neden halifeye, padişaha sahip çıksın? Onları çok sevdikleri için mi? Yoksa onları koruyup kollayarak, nüfuzundan yararlanarak Gazi Mustafa Kemal yönetiminde gelişen milli iradeyi yok etmek için mi? Bunun için çok uğraştılar... *** Diğer bir husus, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra "Lozan Antlaşması" görüşmelerine Ankara hükümetini değil de Osmanlı padişahının önerdiği temsilcilere görüşmelere çağırmışlar, onlarla muhatap olmak istemişlerdir. Hâlbuki savaşı kazanan milli bir meclis, milli bir hükümet vardı... Emperyalizmin hazmedemediği, "nasıl olur da Anadolu'nun çarıklıları biz çelikten armadaları yener? "Atatürk diye birisi, koca Batı medeniyetinin temsilcilerini dize getirir... Tam anlamıyla milli şamar yiyen Batı emperyalizmi bir daha ulus devlet Türkiye Cumhuriyeti üzerinde etkili olamaması için, onların kullandıkları kukla padişahlık ve halifelik makamlarına son vermiştir. Bu sonuç, "tek adam" idarelerini kuklalaştıran emperyalizmin işine hiç gelmemiştir. Cumhuriyetin ilanıyla devlet idaresi millete devredilmiştir. Buna en çok içerlenenler, başta İngilizler olmak üzere diğer emperyal güçler olmuştur. İnce bir zekânın ürünü olan cumhuriyetin ilan tarihi, aslında, bir intikamın, rövanşın ilanıdır. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları, emperyalizmden intikam alırcasına Cumhuriyetin ilanını 29 Ekim'de yaparak, Osmanlının 30 Ekim'de İngilizlerle imzaladığı "Mondros Mütarekesi'nin rövanşını almıştır. *** Şimdilerde de emperyalizmin en büyük hayali, Türkiye'nin yeniden "tek adam" yönetimine girmesidir. Tıpkı eskiden olduğu gibi... Bu ister padişah, ister halife, ister "başkan", ister diktatör olsun, hiç fark etmez. Nasıl olsa bir kişiyi ve onun etrafındaki dar halkanın içindekileri dışarıdan yönetmek mümkün ve kolay olur... Çünkü bir milleti kontrol etmektense bir adamı kontrol etmenin çok daha kolay olduğunu biliyorlar... Hatırlayalım; Osmanlı'nın son 300yy içinde sürekli bu durumdan yararlandığını Osmanlı'yı bir sömürge haline getirdiğini düşünelim. Dikkatinizi çekmek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti dışında kalan "İslam" ülkelerinin hangisinde demokrasi vardır, halkın iradesiyle seçilen bir sistem işliyor? Hangisinde halkın idaresi egemendir? Hepsinde, emperyalizmin güdümündeki "diktatörler" vardır. R. Demir (19.10.16)

730

©2008, Tüm Hakları Prof. Dr. Ramazan DEMİR'e Aittir729631