Güncel ve Sosyal Bilim Makaleleri

Nihayet Bomba Patladı!

Kişisel Web Sayfası

17.5.2021

Nihayet Bomba Patladı! Her sene 24 Nisan geldiğinde çirkin kasaba politikacıları, çapsız ve liyakatsiz idarecilerde bir tedirginlik başlar; 'ABD'nin Bay Başkanı kronikleşmiş vaka olan Ermeni konusunda ne diyecek? Diye bir telaşa kapılırlar! Haklılar!.. Bizi “soy kıran millet” olmakla itham edecek mi etmeyecek mi? Nihayet bu telaşa son verdi Bay Başkan! Bugüne kadar Batı ülkelerin parlamentolarından çıkan “soy kıran millet” damgasıyla Türk milletinin itham edildiğini biliniyoruz! Soykırım iddialarını savuşturmak için ya kafalar kuma gömülür ya da başta ABD olmak üzere bu konuda ithamda bulunan devletler için biz de onlar için bir "soykırım" ithamını öne süreriz. Örneğin ABD için suç unsuru olarak “Kızılderili” katliamlarını "soykırım" olarak karşı ithamla kendimizi savunmaya kalkarız. Bilinen bir deyiştir "Bir tencere diğerine dibin kara demiş, diğeri de seninki benimkinden kara" diye yanıt vermiş! Öyle bir hikaye işte... Mantık kurallarına göre ithama başka bir ithamla yanıt vermek, aslında yapılan ithamı kabullenmek anlamına geldiği bilinir. Ancak her nedense bizim çok muhteremler bunu anlamak istemezler!.. İtham edilen Türk milleti ve tarihi, susan yine ülkemi idare ettiğini sanan milli bilinç yoksunu örgütlü cehaletin temsilcileri! Bir başka itham hatası da Fransa'nın Türk milletini soykırımla itham ettiğinde bu kez karşı ithamla “Cezayir, Libya” katliamlarını gündeme getiririz. Keza Almanya devleti aynı ithamı yaptığında, dünyada gerçek anlamda "soykırım" olarak nitelenen ve mahkeme kararıyla tescillenmiş "Yahudi soykırımı" hemen dillendirilir güya kendimize bir savunma cephesi hazırlar, arada çok cılız naralarla hücuma geçeriz. Aslında bu hallerimiz, yel değirmenleriyle savaşan Donkişot misaline benzer!.. Bu hallere itibar etmek, halkı kandırmak ve günü kurtarmak biraz da kendimizi aldatmak olduğunu kısa süre sonra anlaşılır! *** Ermeni diasporası Türk milletine bu suçlamayı tarihsel gerçeklerle, belgelerle değil siyasi arenalardaki yalanlarla "dindaşlarına kendi mağduriyetini" anlatarak taraftar toplamış ve farklı parlamentolardan kararlar aldırmayı başarmıştır! Çünkü yüz yıldan beri bunun için çalışıyorlar. Ve en sonunda Bay Başkan'a istedikleri ifadeyi söylettiler. Bunun iç politik taviz boyutu da var tabii ki... *** Savaş halindeki Osmanlı devletinin iç cephe hakkında aldığı tedbirler bir zorunluluktu, “Tehcir” sürecinde karşılıklı mukatele (vuruşmak, Gökalp’in ifadesiyle) olmanın dışında Osmanlı hükümetinin bilgisi dışında istenmeyen olayların da olmuş olması da bir gerçektir. Yüz binlerce Müslüman sivilleri katleden Ermeni çetelerine karşı öç almak için dağa çıkan eşkıyanın göç yollarındaki tehcir kafilelere saldırdığı, bir kısmının soygun amaçlı “Kürt beyleri” tarafından yapıldığı dolayısıyla arzulanmayan ölümlerin yaşandığı da bir gerçektir (Demir,2015a). Bunların yanında katledilen Müslüman halkın toplu mezarları belgelerle sabit iken (Demir, 2015b) Türk milletini yalana dayalı bir suçlama yapmak tamamen siyasidir. Diğer yandan bu devletin bir siyasi partisi olan HDP’ nın Türkiye’yi “soykırım ile yüzleşmeye” davet etmesi aslında bu partinin en azından bir bölümünün Ermeni diasporasının savundukları yalanları savunduğu gerçeği var. Peki, tehcir sırasında kafileleri soymak için mensubiyet iddiasındaki etnik kökenli feodal güçlerin yaptıkları katliamları nasıl anlatacaklar diasporaya? Ellerindeki kanı nasıl “temiz” gösterecekler? Böyle bir süreçte HDP'nin dayandığı etnik ayırımın Kürt kimliğinin yine diaspora tarafından asıl suçlu sandalyesine oturtulacağı şüphesizdir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu hem tehcir merkezleri hem de geçiş güzergâhlarıydı. Anadolu’nun herhangi bir bölgesinden yola çıkan tehcir kafileleri Güneydoğudan geçip Osmanlı toprağı olan Suriye’ye varıyordu. HDP’nin “soykırımla yüzleşme” önerisi emperyalistlerin seslendirdiğinden farklı değildir. *** Tehcir süresince Osmanlı Devleti'nin İç İşleri Bakanlığı tarafından vilayetlere gönderilen yaklaşık 40 civarındaki resmî telgrafın hiç birinde “ölüm/öldürme” çağrıştıran emir yoktur (Demir, 2015a). Zaten olamazdı da... Soyunu kırmak istediğin bir halkı 850 neden beraber yaşayıp o halktan paşalar, vekiller, bürokratlar yapsın? Soy kıracağı tehcir kafilerine yolluk, iaşe, vardıkları yerde yerleşmeleri için tarım desteği versin? Diğer yandan hem İttihat Terakki’ye düşmanlık yapacaksın hem de soykırım iddialarına karşı çıkacaksın, bu nasıl bir tutarsızlık? Besleme basının farklı mahfillerinde çöreklenmiş gazeteci kılıklı adamların, türeme çakma tarihçilerin bu tezatlığı yapmaları ilginçtir. Soykırım iddialarını hem reddeden hem de İttihat ve Terakki Hükümetinin kararını reddedenlerin ya bilgisizlik ya da çıkar çatışmasından kaynaklandığı anlaşılmalıdır. Tehcir yanlış karar olmadığına göre yanlış olan İttihatçılara bu denli düşman olmalarını açıklamak mümkün değildir. *** Bay Başkan'ın Ermenilerin iddiasını onaylayıp 1915 yılında Osmanlı Devletinin aldığı Tehcir kararını "soykırım" olarak nitelemesinden daha vahim bir başka ifade kullanıyor. Bizim muhteremler bunun farkındalar mı? İstanbul için "Konstantinopolis" demesi ne demektir? Bunun açık ifadesi, "...ABD adına, Türkiye Cumhuriyeti Devletini tanımıyorum" demektir. İşte vahim olan durum budur. Şimdi devlet adamlığı, ülkesinin onurunu koruma iradesini gösteren insan bu söyleme karşı en sert tepkiyi verir. Bu durumda devleti idare eden erkin davranışı, ne kadar milli bilince sahip olduğunun testidir. Devletin ve milletin onurunu ne ölçüde koruduğunu gösterecekleri tavır ve davranışla belli olur. Bu iktidar, bay başkanın Türk milletine reva gördüğü "soy kıran millet" sıfatı karşısında dik bir duruş sergileyecek midir? Dünyanın emperyalist güçlerin liderlerinin sonraki nesillerine bıraktıkları vasiyetnamede "..mutlaka İstanbul'u ele geçirmelisiniz, dünyayı yönetme kilidi, İstanbul'dur.." denildiğini hatırlattıktan sonra Bay Başkan'ın İstanbul ismini anmayarak Türkiye Cumhuriyeti Devletini tanımadığını açıkça beyan etmiştir. Bu düşmanlığın ilanıdır!.. Tüm bunlar olup biterken aradan geçen hafta süreye rağmen her kese "Eyyyyy...." diye çıkışan muhteremlerden "gık" sesi çıkmadı. Devletimin, milletimin onuru ayaklar altına alan Allah'ın "sığır çobanının" (Kow-Boy) hakaretleri karşısında ses çıkaramayan muhterem yetkililerin bu millete, devlete faydası yoktur! Çok üzgünüm! R.Demir (01.05.2021) Kaynaklar -Demir,R.: Ermeni İsyanı:1915 Yüz Yaşında. Palme yayıncılık, 2015. -Demir,R.: Harput Ermenileri:Gakgoş-Ararat Diyaloğu. Palme yayıncılık, 2015.

105

©2008, Tüm Hakları Prof. Dr. Ramazan DEMİR'e Aittir1050804