Güncel ve Sosyal Bilim Makaleleri

ZARİF ANAMA

Kişisel Web Sayfası

17.5.2021

ZARİF ANAMA... Hayatın her türlü çilesini yüklenmek/çekmek üzere vefasızlar dünyasına geldiğin günden itibaren nasıl bir çocukluk yaşadığını tahmin etmek zor değil... Zira ait olduğun köylük ortamında bir kız çocuğunun nasıl ve ne şartlarda büyüdüğünü/büyütüldüğünü biliyorum. Toplumca kutsal sayılan bir soyun genetik kotlarını taşıdığını yıllar sonra derlediğim belgelerden öğrendim ve bana çok şey öğretti. Bu bağlamda dedemin soyağacı şeceresinden anlaşıldığına göre yokluk içinde ama onurlu ve mütedeyyin bir ailenin bilmem kaçıncı çocuğu olarak doğmuşsun. Çocukluk çağını modern anlamda yaşamanın mümkün olmadığı bir ortamda doğayla mücadele ederek ulaştığın genç kızlık dönemini yaşamadan öksüz bir yiğide hayat arkadaşı olarak uygun gördüler. Tercih konusunda sana soruldu mu sorulmadı mı bilmiyorum ya da senin kararınla oldu mu o hayat arkadaşı seçimini onu da bilmiyorum. Sana zamanında akıl edip çocukluğundan, genç kızlığından anılarını sormadığım için büyük bir eksiklik içindeyim. Daha genç kızlığını yaşamadan eş olmana karar verdi biriler hem de hayatın en ağır yükünü çekmek üzere... Biri kucağında biri karnında biri yanında üç yavrunla baş başa kalırken erin vatan savunması için cepheye gitti. O yıllar kıtlık yıllarıydı. Zaman oldu bebelerine yiyecek bir şeyin kalmadığı fakirhanede çare aradın ve komşudan "ödünç" olarak aldığın bir "ölçek" buğdaydan iki avucu tencere gibi bir kapta kaynatıp çocuklarının kursağına akıttın, ne de olsa sıcaktı. Adı konulmayan "aşı" içirdin. Bebenin biri "anne, anne bunun için hiç dane yok, hepsi su!.." dediğinde içinden hissettiğin acıyı, ananın ak sütü kadar temiz beyaz tülbendinle (kefi) silerek saklamaya çalıştır. Sonra 'çaresizlikten bir çare bulmak' için düşündün, önceki yıllarda dövülerek soyulan bulgurun geriye bıraktığı kepeği doldurup kullandığın şilteli yastıktaki "kepekten ekmek" yapıp bebelerine yedirmeye çalıştın. Boğazlarında gitmedi, ardından suyla yutturdun ve öylece ancak ağlamalarını kesebildin! Bu yokluk yıllarca devam etti, gece ve gündüz demeden yavrularınla, askerden dönen erinle ki çalışmaktan sırtındaki teri soğumayan erinle hayata tutundun. Devletin teşvik ettiği nüfus artışına gücünün üzerinde katkı yaparak "çok çocuk demek zenginlik demek" ilkesine bilmeden, anlamadan uydun! Ömrünün son yıllarına kadar, evden "uçuracak" evlat kalmayıncaya kadar tarlada, yazı-yavanda, harmanda, ahırda hayvanların peşinde, ocak başında hep koşturdun, çalıştın da çalıştın... Kırkında yaşlı, beli bükük bir ana oldun! Çocuklarına halel gelmesin diye hayatın boyunca hiç bir zaman tam anlamıyla ne derin bir uyku uyuyabildin ne de kimseden hizmet aldın. Dayanılmaz yorgunluk anlarında "...oğul, hele dur başımı bir dem yere koyayım..." deyip dakikalarla sınırlı dinlenmeyle o kadar cefalı bir hayat sürdün ki o ciltler dolusu kitaplara bile sığmaz... Takvim yaprağı Ocak 1982'yi gösterdiğinde sessizce, kimseye zahmet vermeden oturduğun yerde hakka yürüdün. Dönemin imkânsızlıkları nedeniyle geç gelen vefat haberin nedeniyle çok uzaklardaki bana cenazene gelmek bile kısmet olmadı. Cennetmekân, görmek nasip olmayan dedem molla Ali, kardaşların molla Murtaza, molla Mustafa ve diğerleriyle buluşmak üzere ruhunu teslim ettin Zarif Ana'm, Sen hiç bir zaman anneler günü diye bir şeyi ne duydun ne de yaşadın. Geride bıraktığın evlatların, torunların sana hayran ve duacı oldular. Onlardan da şimdi seninle beraber olanlar var... Bugün anneler günü imiş sevgili Zarif anacığım... Geçtiğimiz akşam "Kadir Gecesi" idi. Ruhuna Fatihalar okuyup yolladım hissetmiş olmanı dilerim. Seni çok sevdim/seviyorum, bildiğim kadarıyla hiç üzmedim seni hep dualarını aldım, her aklımla düşündüğümde "Ahhh!.. Anacığım ahhh!.." derim... Hakkını helal et anacığım, helal et... Oğlun R. Demir (9.5.2021)

107

©2008, Tüm Hakları Prof. Dr. Ramazan DEMİR'e Aittir1050789