Güncel ve Sosyal Bilim Makaleleri

Besle Kargayı Oysun Gözünü…

Kişisel web sayfası

20.9.2013

Besle Kargayı Oysun Gözünü...

Her ne sebeple olursa olsun gücünden düşen Aslan'ın tekrar ayaklanıp güç kazanması zaman alır... Şayet ölmeyip iyileşirse ve ayağa kalkarsa, şunu anlar; düşman tarafından kurulan tuzağın bir aşamasında zehir tatmış olarak bir deneyime sahip olmuş olacak... Haini de, yalancısı da, riyakârı da, fitneliği meslek edineni de biliniyor olacak...

Çünkü tüm ihanetleri not etmiştir, yaralı Aslan...

**

Türk Milleti; tarihten gelen deneyimleri sayesinde, emperyalizmin oluşturduğu muazzam güç birliğini yararak, yırtarak devletini yeniden kurdu ve soyunu devam ettirdi... Tarihteki bu deneyimleri bilmeyen ve doğru algılamayan, bunlardan nasiplenmeyen bir yönetime mahkûm oluşumuz çok büyük talihsizliktir...

Devleti idare ettiklerini iddia edenler, en büyük hatayı yaptılar; bu hata, devlet egemenliğini, gücünü "etnik ırkçılık" yapan bölücü "Kürtçülerle" paylaşıyor olmasıdır... Egemenlik paylaşıldığı an devlet biter, millet biter... Bunu anlamayan zihniyet egemen oldu, örgütlü cehalet sayesinde...

**

Tasavvur ediniz ki bir siyasi iktidar, Devletin mahkûm ettiği eşkıya başının ayağına devleti yedi kez götürüyor; devletin egemenliğini, milli bütünlüğünü, kuruluş felsefesini tartışmaya açıyor; milli devletin kuruluş felsefesini tartışmaya açarsanız, "Aslanın" gözünü karıncalar değil sivrisinekler bile kemirmeye, ısırmaya başlarlar...

Bir zamanlar güya demokrasi, hak, hukuk adına "Artık gâvura gâvur denmeyecek" diye milleti kandırmaya çalışa müseccel suçlu iktidarların bir yeni benzeri de, bugün; "Artık teröriste terörist denmeyecek" dayatmasıyla vatandaşın algılama ve düşün yeteneğine de ambargo konulmaya başlandıktan sonra artık o "Aslan", aslan olmaktan çıkmış korkak kedi konumuna sokulmuş demektir!

Devletlerin ve milletlerin tarihinde idarecileri tarafından aralanan ihanet kapısı, zaman içinde sonuna kadar açıldığı acı tecrübelerle doludur. Bu tecrübeler Türk Milletinin tarihinde çok fazladır. Yoksa 16 kez devlet yıkılıp yeniden kurulabilir miydi?!

Demek ki her dönemde hainler devletlerin ve milletlerin kaderinde rol oynamışlar...

Türk Milleti İstiklal Savaşında "Ateşle imtihan"ı başarıyla geçti...

O gün ateşe benzinle gidenler kadar suyla gidenler de vardı...

Bilinmeyen husus ise o ateşin hangi tarafında oldukları belli olmayan "nesebi bozuk" tiplerin varisleri yine bugün köşe başlarını tutmuş, viranelerdeki uğursuzun ötüşü gibi kulak tırmalayıcı kelamlar etmekteler... Bu tipler, her dönemde var oldular... Sıradan ifadelerle, sloganımsı söylemler ve cümlelerle, Ulus devlet felsefesinin yıkılması için büyük bir çaba var... Ulus devletin ana iskeleti cumhuriyet omurgasıdır; hedef bu omurgayı kırmak için, yeni söylemler geliştirdiler...

Efendim; "Osmanlı da, çok uluslu bir yapıdaydı, ama hoşgörü içinde asırlarca insanları bir arada yaşattı!.." Diyorlar... Bu muhterem köşe kapıcılarının bilmedikleri bir husus var; her konuştukları kelimenin ardında tehlikeli bir art niyetin ürünü olduğunu unutuyorlar. Bre cahiller, söyledikleriniz doğru ve geçerli bir felsefe olsaydı Osmanlı parçalanmazdı...

Son ana kadar Osmanlıyı ayakta tutmak için, devletin omurgası olan Türkler, asil unsurlar gayret etmiş, fakat mukadder sona engel olamamıştı... Ve en sonun da; "Ya, galiba bu imparatorlukta bir de biz Türkler vardık..." deyip en son milliyetçilik duygularıyla öze dönüşe kalkanlar Türkler olmuştur...

Günümüzde çirkin politikacının "Küreselleşme" martavallarına inanacak saflar bulunabilir, onları süslenmiş narkotik-afyonlu cümlelerle inandırmaya çalışabilirsiniz, ama sonuç değişmez...

Türk milleti ulus devletini kurmuştur, onu yaşatacaktır... Başka alternatifi yoktur...

**

Bre cahil, İstiklal Savaşı sonunda kurulan Ulus Devleti Türkiye Cumhuriyetinin sana sağladığı ve bugün sahip olduğun değerlerin kıymetini anlaman için bir başkasının senin gözüne çomak sokması mı gerekir? Bu değerleri kaybettiğinde ahlar-vahlar fayda etmeyeceğini anla ve uyan artık! "Lafazan" provokatörlerin kin ve nefret, ayrık ve ayrıştırıcı söylemlerine inanama!..

Cennete gitmek isteyen "şirkçi" yalancıların cehenneme çevirdiği bir dünyada yaşıyoruz... Buna engel olabilirsin... Seçimde oyunu doğru ve isabetli kullanarak başarabilirsin...

**

Osmanlı'nın çok milliyetli, çok dinli ve çok dilli olmasına rağmen toplumları bir arada tutan Osmanlının gücü idi. O gücü de hem askeri üstünlükten, hem dönemin sosyolojik özelliklerinden, hem de uyguladığı idari ve siyasi sistemden alıyordu. Hak ve hukukun uygulanması ancak bu gücün varlığıyla mümkün oluyordu... Diğer bir husus dikkate alındığında o dönem imparatorluklar, hanedanlıklar dönemiydi; çöken, yok olan sadece Osmanlı da değildir... Osmanlının idaresinin sadece gücünü hak ve hukuka dayalı adaletin uygulanmasına dayandırılması doğru ve yeterli bir yaklaşım değildir; o adalet sistemini ve uygulanışını destekleyen ve besleyen sarsılmaz bir askeri ve siyasi gücün eseri olduğunu unutulmamalı... Adalet gücünün uygulanışı ve tezahürü yukarıda saydığım güç faktörlerle mümkün oluyordu; olmasaydı Osmanlının ömrü o kadar uzun olabilir miydi?

Mademki Osmanlıyı örneklemekteler narkotik beyinler, o zaman şu soruyu sormak gerekiyor; Balkanların tamamını neden 17 günde kaybettik?

Ordu neden Bulgar çetelerinin önünden Çatalca'ya kadar geri çekildi?

Yenilerek geri çekilen ordu kimindi?

Üstelik çete filen da değil, düzenli orduydu.

Mademki Osmanlıcılık sadece "adalete" dayanıyormuş, o zaman "Osmanlının adaletinin hatırı" niye kurtarmadı Osmanlı'yı?

Balkan hezimeti sadece bir ordunun savaş kaybı değildir; Osmanlının itibarının, onurunun, şan ve şerefinin ifalısıdır, itibarının sıfırlanmasıdır.

Böyle bir devletin "Aslan" benzetmesine dönersek ki "Aslan" olarak temsil ettirelim, gözlerini değil ki kargalar en çelimsiz karıncalar bile oyar...

İşin gerçeği budur; güç ve kudretten düştüğünüzde, otoriteniz de itibarınız da biter...

Böyle bir durumda sizi neyi beklediğine dair öngörünüz olmaz. Ama işte tarihten örneği verdik burada, bunlardan daha çarpıcı örnekler bulunabilir mi? Böyle bir gevşeme, itibarsızlaşma adeta bir domino etkisi yapacağını aklı olan herkes bilir...

**

Bu iktidar iş başına geldiğinde terör örgütü, terör olayları sıfıra yakındı...

Şimdilerde söylenen şudur, Kürtçülerin ifadesiyle; "Devlete diz çöktürdük. Bakmayın Erdoğan'ın afra tafrasına, süreci yöneten ve şartları koyan biziz, İmralı'ya kimin gideceğine biz karar veririz, bundan sonra da nerede gerilla görürsek sarılıp bağrımıza basacağız..."

Bu sözler on sene önce söylenebiliyor muydu?

"PKK'ya terörist örgüt diyemezsiniz..."

Diyen satılık beyinli aşağılıklar çoğaldı...

Bunlara dokunulmuyor...

Hal böyle olunca, Osmanlıdan kalan miras Patrikhanenin başı da parlamaya başladı... Fener Rum Patriği Bartholomeos, Heybeliada Ruhban Okulu'yla ilgili "Nerede bizim okulumuz, nerede insan hakları..." şeklinde nutuklar söylemeye başladı... O da anladı ki "Aslan" gücünden kaybediyor, ‘bir yumruk da bizden' dercesine sol kroşe sallayıveriyor...

İşte buna da domino süreci denir...

Bir olayın, verinin bilimde etki derecesi (impakt factor) olarak bilinen pozitif etki olarak yansırken, Türkçede "zincirleme kaza" negatif etki oluverir domino süreci gibi, farkında olmadan... Bu durum, "Aslanın" güçsüzleştiğinin haberidir...

Bu tavizler serisi, yetkiyi pazara çıkarman sonucu, egemenliğin paylaşımı konuşmaları "Aslanı" güçsüz kılar... Kabalık ve zorbalık nitelik kazanır, devletin tepesinde "egemen ideoloji" olarak hüküm sürmeye başlar...

Bu süreç boyunca benzeri tablolar görülecektir...

Tüm bunlar son on sene içinde teröre, teröriste, etnik ırkçılığa, mezhepçiliğe verilen tavizler, verilen destekler, gösterilen müsamaha, ötekileştirme, güya mağdurluk oyunu oynama sonucu devlet her gün biraz daha etken gücünden, caydırıcılık özelliğinden kaybediyor...

Kısaca "Aslan" gücünden kaybediyor...

Güçten düşme hissi düşmanlarına fırsat verir...

Karıncalar mı, kargalar mı, sinekler mi, yavşaklar mı, hangi tipten haşarat isterseniz hücuma başlarlar... Meşhur söylemdir; "Besle kargayı oysun gözünü"...

**

Geçmişini bilmeyen, ondan ders almayan bugünün değerini anlamadığı gibi geleceğini de planlayamaz; dolayısıyla ülkenin geleceği tehlikeye gire...

Hele ki millî hassasiyetleri son derece zayıf, milli bilinç yoksunu kadrolar yetkin ve etkin hale gelirse işler daha da zorlaşır...

Milli tarihî deneyimler, birikimler, musibetlerden ders alınmıyor ya da alınamıyorsa o tecrübeleri yeniden yaşamaları gerekecek ki bu da yüzyıllar gerektirir...

Milli çıkarları geri plana atmış kadroların iş başında olduğu ülkelerde, milletinin geleceğini tehlikeye düşer. Ülkemiz de bu sancıyı yaşıyor...

Anadolu topraklarında Türk Milletinin varlığı ve sürekliliği, geleceğin garantisidir.

Bu geleceği riske atanlar millete hesap vereceklerdir...

Milletin uyanması gerekir ki hesap sorabilsin, köleleşmesin...

R. Demir (14.9.2013)

1444

©2008, Tüm Hakları Prof. Dr. Ramazan DEMİR'e Aittir831566